Arzular ve Mezar Taşları

4/4/2026Aykut Yaman
Arzular ve Mezar Taşları

Evdeki yapması gerekenleri bitirdikten sonra en azından bir süre dinlenmek için mutfak sandalyesine oturdu. Aslında çok da haz almadığı bu koltukta otururken henüz temizlenmiş tezgâhın parlayan fayanslarına bakıyordu. Belki de o an orada oturmaktan keyif almasındaki sebepti bu. Tomris böyle düşünüp giderken Efendisi'nin seslenmesiyle beraber irkildi. Arkasını döndüğünde bir süredir kendisini izleyen Efendisi'ni gördü. Gözlerine bakınca ne zaman uzun sohbetler etseler gördüğü o anlamsız bakışlarla karşılaştı. Efendisi'nin ağzından bir kelime daha çıkmasına gerek kalmadan yerinden doğrulup dışarıya çıkmak üzere hazırlanmaya gitti.

Bu sefer daha önce hiç gitmedikleri genişçe bir parka geldiler. Park o kadar genişti ki oyuncaklarla oynayıp bağrışan çocuklardan tut köpeğini gezdiren yaşlı teyzelere kadar pek çok insan vardı. Parkın köşesine doğru kalan bir banka oturdular. Başlarda hızlı hızlı konu değiştirerek konuşuyordu Efendisi. Beşli altılı oturmuş muhabbet eden yaşlı amca gruplarından birini işaret etti önce. “Şuradaki adamlara bak Tomris." dedi. Tomris başını çevirdi ama çok oyalanmadı. Yaşlı adamların konuşmaları kısa sürede tekdüze bir uğultuya dönüştü. Asıl dikkatini çeken şey biraz ilerideydi. Yürüyen bir çift. Kız konuşuyordu, çocuk dinliyordu. Aralarında tuhaf bir mesafe vardı. Ne uzak ne de gerçekten yakın. Sonra bir anda durdular. O an, parkın geri kalanından kopuk gibiydi. Çocuğun eli hafifçe hareket etti. Sanki aradaki mesafeyi kapatacak, bir şey söyleyecek ya da o anı başka bir şeye dönüştürecek gibiydi. Ama yapmadı. Eli geri düştü. Kızın yüzündeki ifade kısa bir anlığına değişti. Beklediği bir şey var gibiydi, sonra yok oldu. Küçük bir gülümsemeyle toparladı kendini ve yürümeye devam etti. Tomris farkında olmadan öne eğildi. “Gördün mü?” dedi Efendisi. Tomris gözünü ayırmadan başını salladı. “Yapabilirdi.” dedi. Çift yavaş yavaş kalabalığın içine karışıyordu. Tomris kaşlarını çattı. “Niye yapmadı?” Efendisi cevap vermedi hemen. Bir süre onları izledi. “Çünkü yapabileceğini sandı.” Tomris bu cevabı anlamadı. “Zaten yapabiliyordu.” Efendisi başını hafifçe iki yana salladı. “İnsanlar çoğu şeyi ‘sonra da yaparım’ diye erteler.” Çift artık neredeyse görünmüyordu. Tomris’in sesi biraz daha alçaldı. “Sonra yapamaz mı?” Efendisi bakışlarını o yöne sabitlemişti. “Bazen o ‘sonra’ hiç gelmez.” Rüzgâr esti. Parktaki sesler geri doldu ama Tomris artık başka bir şey dinliyordu. “Niye gelmez?” diye sordu. Efendisi bu sefer doğrudan cevap vermedi. Yoldan geçen insanları gösterdi başıyla. Koşan bir çocuk, telefona bakan bir adam, bankta tek başına oturan biri… “Hepsi bir yere gidiyor ama hiçbiri ne kadar vakti kaldığını bilmiyor.” Tomris’in bakışları tekrar çiftin kaybolduğu noktaya döndü. “Yani az önceki an bir daha olmayabilir mi?” Efendisi kısa bir an sustu. “Aynı şekilde? Hayır." Tomris’in yüzündeki ifade ağırlaştı. “Ve o çocuk bunu bilmiyor,” diye ekledi. “Bilse de değişmeyebilir,” dedi Efendisi. “İnsanlar, biten şeyleri değil… bitmeyecek sandıkları şeyleri erteler.” Sessizlik oldu. Uzakta yaşlı adamlardan biri güldü. Ama bu sefer o ses buraya ulaşmadı sanki. Tomris derin bir nefes aldı. “Sonra ne oluyor?” Efendisi ayağa kalktı. “Sonra insanlar o anları hatırlıyor.” “Bu kadar mı?” Efendisi yürümeye başladı. “Bazen sadece hatırlamak kalır.” Tomris de kalktı ama birkaç saniye yerinde durdu. Gözleri hâlâ o çiftin kaybolduğu yerdeydi. Yürümeye başladığında ilk kez içinden şu geçti: Bazı anlar gerçekten geçiyordu. Ve insan, geçtiklerini fark ettiğinde artık hiçbir şey yapamıyordu.

#arzular-ve-mezar-taslari