Bir kaplumbağanın tersi

Bazen yazmak çok zor, düşünmek çok zor, yaşamak çok zor. Bir duvara bakmak istiyorum sadece uzun uzun, anlamadan, anlatmadan görmeden ve duymadan. Telefonuma bir bildirim geliyor sonra, bu siktiğimin uygulamaları karnımın acıktığını nerden biliyorlar ?
Dikkatim çabuk dağılıyor, ekran sürem fazla, içimdeki boşluğu doldurmak için çeşitli şeyler deniyorum. İşin iyisi mutluyum, hiçbir derdim yok. Kafamı kurcalayan bir mesele, aklımı taktığım bir fikir yok. Tüm zarlarım düşeş.
Yaşım ilerliyor ben küçülüyorum, ya erken girdim orta yaş krizine yada kurtuldum sırtımdakilerden, böyle olmalılardan. Neşeliyim çok gülüyorum. Kendimi suçlu hissettiğim anlar var, aşıklığıma veriyorum suçlarımı.
O kadar alışmışımki sadece mutsuzluğumu anlatmaya beceremiyorum hey ben mutluyum ulan demeyi. Biraz mutluysam haberiniz olmuyor çekiliyorum kabuğuma. Bir kaplumbağanın tersi belki.
Ama işte çok mutluyum ve teşekkür etmek istiyorum bir şeye. İnansaydım allaha açardım ellerimi gökyüzüne ve çözülürdü tüm mesele. Ama teşekkürüm varlığından emin olmadığım bir yaratıcıya değil.
İnsanlarım var teşekkürü hak eden, gözlerinin içine baktığım insanlarım, ellerini tuttuğum, kahkahalar attığım, yürüdüğüm, birlikte olmuşşş diye bağırdığım insanlarım, yandığım insanlarım, söndüğüm insanlarım, uzun süredir görmediğim insanlarım, her gün görmek istediğim insanlarım, gün saydığım insanlarım.
Sanırım bu mutluyken yazdığım ilk şey, teşekkür ederim.