kervanları sahradan yalnız geçiremem
son zamanlarda bana en yakın uzaklık benim. mutluluk arayışımda başarılı olan 'ben'e uzaklaşmak. yazdığım günlüğümde mutluluğu temiz hava akciğerlerime dolunca, görmek kalbimde kıpraşınca, bir köpeğin kuyruk sallayarak sana gelip oyun oynama heyecanında arayacağımı söylemiştim. bir süredir, okuyunca gözlerimi pınara çeviren cümleler zavallı ben kişisine uzak. insan için son hissedememektir. camdan yapılmış mavi yansımalı, işlemeli kutuma koyup kapattığım her nefes elimde. bu kutu ağırlaşmaya başlıyor. düşürmek istemediğim için yere yaklaşıyorum. elimden kayıp gitmesin diye anaç bir gözle bakıyorum. keşke kalbimin çeperi gibi kırılgan olan bu kutuyu en acı metalle yapabilseydim. dışarıda bahar yağmurları, içeriden gözyaşları, küçülüp ufalan bir beden. gözyaşları toprağa değil yanaklarıma düşüyorsa umut bir dağın kuzey yamacında kalmamıştır. umut nerededir? mart ayında büyülü yeşilliklerin kesilmesine dayanamayan annem nasıl kaldırsın daha erişememiş bir filizin ayaklar altında ezilmesini. kuşların sesini duyan, toprağın nemini saçlarına katan bana nasıl olur da duymamayı öğretebilirler_ güneşin yanaklarımı yaktığı, dumanın içime aktığı günler gerçekten yaşanmış mıdır, yaşanmışsa kıymete binmiştir. şu harfler beni tutmasa anlatsam neler olduğunu, baharın yaptığı ikiyüzlülüğü anlatsam. gelip yanına yatsam, öylece derin uykularda birlikte akıtsak akıtılması gerekeni. nefesinin izinin silindiği duvarlardan uzaklaşsam, gelsem de oturan heykellerin korkusu girse düşümüze.