Kolonya ve Yağmur Sesi

3/28/2026Aykut Yaman
Kolonya ve Yağmur Sesi

Efendisi'ni bir kayanın üstünde oturmuş uzaklara baktığını gören Tomris, meraklı bir biçimde Efendisi'ne doğru yanaştı. Rahatsızlık vermemek adına Efendisi'nin göremeyeceği bir başka kayaya oturdu. Bu kaya diğerine kıyasla daha küçük ve kaygandı. Çevreye kıyasla oldukça yüksekte kalan bu alan, oturan herhangi birisinin kendini adeta bir tanrı gibi hissetmesine sebep oluyordu. Sessizce oturup Efendisi'nin bu kadar derin neye baktığını anlamaya çalışan Tomris de bir nebze bu hissi yaşıyordu. Karşıya baktığında yalnızca manzara, diğer yerlerden tek farkı gerçekten daha görkemli olması, gören Tomris, Efendisi'nin neye daldığına anlam vermeye çalıştığı sırada Efendisi eliyle kendisine doğru gelmesini işaret etti. Orada olduğunu nasıl anladığına anlam veremese de Efendisi'nin yanına gitti. Tomris, dikkatli adımlarla kaygan taşın üzerinden Efendisi’nin yanına geçti. Rüzgâr burada daha sert esiyor, aşağıdaki vadiden kopup gelen uğultu sanki bir şey anlatmaya çalışıyordu. Efendisi gözlerini ondan ayırmadan, başıyla karşıyı işaret etti. “Ne görüyorsun?” diye sordu, sesi ne sert ne de yumuşaktı; sanki cevabı zaten biliyordu. Tomris biraz duraksadı. “Dağlar, ağaçlar ve aşağıda köy. Her şey olması gerektiği gibi görünüyor.” Efendisi hafifçe başını salladı. “Öyle mi?” Tomris tekrar baktı. Bu kez daha dikkatli. Ağaçların dizilişi gözüne tuhaf gelmeye başladı. Normalde rüzgârın ve toprağın yönüne göre büyüyen ağaçlar, burada sanki zorla hizaya sokulmuş gibiydi. Hepsi aynı yöne eğilmiş, kökleri toprağa tutunmak yerine yüzeyde kalmıştı. Bazıları kurumuştu ama hâlâ ayakta tutuluyordu; devrilmelerine izin verilmemiş gibiydi. Kayalara baktı. Doğal yuvarlaklıklarını kaybetmiş, keskin kenarlara bürünmüşlerdi. Sanki biri onları yontmuş ama yarım bırakmıştı. Ne tam doğaldılar ne de gerçekten işlenmiş. “Bir gariplik var…” diye mırıldandı Tomris. Efendisi, gözlerini ufuktan ayırmadan konuştu: “Garip olan doğa değil.” Tomris kaşlarını çattı. “O zaman ne?” Efendisi elini aşağıdaki köye doğru uzattı. Vadinin dibinde, duman ince çizgiler halinde yükseliyordu. Ama bu duman ocaklardan çıkan türden değildi; düzensiz, kirli ve ağırdı. “Ağaçlar neden böyle büyür?” diye sordu Efendisi. Tomris düşündü. “Rüzgâr… ya da… insanlar kesip yön vermiş olabilir.” “Kayalar?” “Onları da insanlar kırmış olabilir. "Efendisi ilk kez Tomris’e döndü. Bakışları derindi ama içinde yargı yoktu. “İnsanlar doğayı düzeltmeye çalıştıkça, kendilerini bozarlar.” Tomris bu sözleri tam olarak anlayamadı ama içinde bir ağırlık hissetti. Aşağıdaki köye yeniden baktı. Evler sıkışık, yollar dar ve düzensizdi. İnsanlar küçük karıncalar gibi hareket ediyor, ama bir düzen yerine kaos yaratıyor gibiydiler. “Eskiden böyle miydi?” diye sordu. Efendisi kısa bir süre sustu. Rüzgâr o an daha da şiddetlendi, sanki cevabı o taşıyordu. “Eskiden insanlar doğanın parçasıydı,” dedi sonunda. “Şimdi doğayı kendilerine benzetmeye çalışıyorlar.” Tomris başını eğdi. “Bu kötü mü?” Efendisi hafifçe gülümsedi ama bu gülümsemede bir yorgunluk vardı. “Bir ağacı kökünden söküp başka yere dikersen, yaşayabilir. Ama toprağına yabancı kalır. İnsanlar da öyle.” Tomris, Efendisi’nin sözlerini anlamaya çalışırken, aşağıdan bir gürültü yükseldi. İnsan sesleri… bağırışlar… kısa ama keskin. Kuşlar bir anda havalandı, ama garip olan şuydu: Uçtukları yön bile düzensizdi, sürü halinde değil, dağınık. “Onlar neden böyle?” diye sordu Tomris, sesi bu kez daha kısık. Efendisi ayağa kalktı. Onun hareketi bile çevredeki taşları sanki biraz daha ağırlaştırmış gibiydi. “Çünkü düzeni kaybettiler,” dedi. “Ve düzeni kaybeden bir toplum, önce doğayı bozar… sonra kendini.” Tomris onun yüzüne baktı. İlk kez içinde bir şüphe belirdi. Efendisi’nin söyledikleri, gördüklerinden daha gerçek geliyordu. “Peki… düzelir mi?” diye sordu. Efendisi bir an gökyüzüne baktı. Bulutlar bile düzensizdi; parçalanmış, yönsüz. “Düzelir,” dedi. “Ama önce neyi bozduklarını anlamaları gerekir.” Sonra Tomris’e baktı. “Ve çoğu insan, bunu anlamak yerine suçlayacak bir şey arar.” Tomris sessiz kaldı. Aşağıdaki köye baktığında artık sadece bir manzara görmüyordu. Her şey yerli yerindeymiş gibi görünse de, aslında hiçbir şey olması gerektiği yerde değildi. Rüzgâr yeniden esti. Bu kez Tomris üşüdüğünü hissetti. Ama bunun sadece rüzgârdan olmadığını da biliyordu.

#kolonya-ve-yagmur-sesi