Sonsuz bir döngü

4/15/2026Mehmet Çalışkan
Sonsuz bir döngü

Sabah 6’da çalmaya başlıyor alarmlarım ve hiçbir müdahalede bulunmazsam 6:20’ye kadar beş dakikada bir farklı bir alarm sesi beni uyandırmak istiyor. İlk alarmdan itibaren alarmı kapatmayıp ertelediğim için, ilk üç alarmdan sonra neredeyse her dakika farklı bir alarm çalmaya başlıyor. Kazanmayacağım bir savaş olduğunu fark edip, genelde 6:15’te kalkıyorum yataktan ya da koltuktan.

—Aslında nereden kalktığımı anlamak için nerede yattığıma bakmamız gerekecek; ona ise daha çok var, çünkü yeni uyandım.—

Elime telefonumu alıp banyoya geçiyorum hemen. Tuvalette otururken Instagram’ı açıp ben uyurken neler yapmış arkadaşlarım diye storyleri izliyorum. Günün bu noktasında sadece tanıdığım insanlarla temas etmeye çalışıyor ve reklam vs. denk gelince hızlıca geçiyorum.

6:40 gibi kakamın yapabildiğim kadarını yaptığıma karar verip lavaboya doğru geçiş yapıyorum. Elimi yıkamamla başlayan bu seremoni, önce diş fırçalama, sonra da garip temizleyicilerle yüzümü yıkamayla sona eriyor.

Saat 6:50’de bilgisayarımın da bulunduğu odaya geçip çamaşır askılığında bulunan, aynısından altı tane aldığım bir baksır ve aynısından sekiz tane aldığım bir çorap seçiyorum. Aynısından üç tane aldığım içliklerimden birini seçip giyiyorum. Kedim bu sırada mav mav diye peşimde dolaşıyor. Suyunu, mamasını kontrol edip eksikleri tamamladıktan sonra dış katmanımı giymek için salona geçip kapının hemen solunda duran tekli koltuğun üzerindeki pantolonumu ve sweatimi giyiyorum. Kakamı yapıp kat kat giyindiğime göre vakit geldi.

Saat 7’de evdeki elektrikli ısıtıcıları üç beş kere kontrol ettikten sonra evden çıkıyorum. Daha önce çarptığım için arka camını kırdığım ve bana 20 bin lira masraf çıkaran şirket arabasına biniyorum. İstikametim Aliağa.

Saat 7:40’ta adını bilmediğim ama kaşarlı poğaçası için birkaç kilo almayı göze aldığım fırında oluyorum. Bir kaşarlı, bir gevrek ve bir büyük çay alıp iş arkadaşlarımla birlikte kahvaltı yapıyorum.

Saat 8:10’da kalkıp arabaya doğru geçiyoruz. Benim camını kırdığım arabanın beyaz renklisi var bir de, onun camını kırmadım. Ekibin bir kısmı o arabayla hareket ediyor.

8:20’de rafineriden içeri girmiş ve ofis dediğimiz iki koca konteynere gelmiş oluyoruz. Eski konteynerde üstümü çıkarıp tulumumu giyiyorum. Kolları ve gövdesi kırmızı detaylar içeren lacivert bir tulum. Kimi arkadaşıma paçaları kısa gelse de benim altın oranım sorunsuz bir uyum sağlıyor tulumla.

8:30’da yeni konteynerde kahve demlemeye başlamış oluyoruz ve kahveler hazır olunca sigara alıp sigara kabinine ilerliyoruz. İlk temasımız burada oluyor rafineri insanlarıyla; gözlerini yeni açmış, henüz tam uyanamamış bir sürü meçhul dostla beraber günün başlaması için gerekli olan sigarayı içiyoruz.

Saat 9’da, eğer planlanmamış sürpriz bir iş yoksa, sahaya çıkıyorum. Nereye gideceğimi, ne yapacağımı ezberlemiş durumda oyunumu sahnelemeye başlıyorum. Baş operatörlere selam verip haftalık kontrolüme başlıyorum.

Saat 12’de yemekhaneye geçiyorum. Bir iki istisna dışında güzel yemekler çıkıyor gerçekten. Favorim Elbasan tava; askerde de onu sevmiştim en çok ama o farklı bir rutinin konusu.

Saat 13:30’a kadar konteynerde dinleniyorum yemekten sonra; genelde uyuyorum, bir sandalyenin üstünde garip şekillerde. Uyanma vaktim gelince kalkıp sabahki sigaralığa geçiyorum yine benzer yüzlerle.

Saat 16’da genelde işim bitmiş oluyor ve eski konteynerde tulumumu çıkarıp Memet oluyorum tekrar.

Saat 17’yi buluyor eve gelmem; çoğu zaman, daha erken veya daha geç olduğu da oluyor pek tabii. Çamaşır makinem ve evimin ana kapısı mutfakta olduğundan, kapıdan girdiğim an çırılçıplak soyunuyorum. Donum, çorabım ve içliğim çamaşır makinesine gidiyor. Pantolonumu haftada bir, sweatimi ise iki üç günde bir yıkıyorum. Sıradaki durağım banyo oluyor.

Saat 17:30’da kakamı yapmış ve duşumu almış bir şekilde çıkıyorum banyodan. Sürtük mav mav peşimde dolaştığı için bir süre onu sevmeye zorluyor beni.

Saat 18’de bilgisayarımın başına oturuyor, müzik, dizi, film, oyun gibi vaktimi daha dolu geçiyormuş gibi gösterecek şeylerle harcıyorum.

Saat 23:30’da uyuma hatırlatıcım alarm veriyor. Salon koltuğunda sızmamışsam çoktan, yatağıma geçip uyumadan önce Instagram’ı açıyorum; ben çalışırken neler yapmış arkadaşlarım diye storyleri izliyorum. Günün bu noktasında sadece tanıdığım insanlarla temas etmeye çalışıyor ve reklam vs. denk gelince hızlıca geçiyorum.

Tüm bunları yaşarken tekrar ve tekrar düşünüyorum: uzayan kısalan saçlarını, göz kaçırışlarını ve kahkahanı; gidişlerini ve gelişlerini, değişen fikirlerini. Seni ve yanında kendimi. Evet, bunu yazabilmek için bahsettim bütün rutinimden.

#sonsuz-bir-dongu